31 Ocak 2009 Cumartesi
KARNE GÜNÜ
İŞTE BÖYLE GEÇMİŞTİ KOSKOCA BİTMEK BİLMEYEN BİR KARNE GÜNÜ
30 Ocak 2009 Cuma
Playback ...
ve son olarak günümüzdeki sanatçıların ne kadar kötü oldugunu ortaya çıkaran canlı performans.
Hakan kardeşimizin tarihçesi
Üzüleme hiç olmassa tarih yazdın . En azından çevre edindin senin gibisi bir daha gelmez (GELEMEZ)kendine iyi bak hakan kardeşim artık geceleri rahat uyu...
sevgilerle
27 Ocak 2009 Salı
Adım Atmaktan Korkmak
Arkadaşlarım toplanacaklardır, beni de çağırırlar.Üstelik hiçbir işim de yoktur.Ama gitmeye üşenirim, belki de korkarım ve evde kalırım.Sonra onlar bir güzel eğlenirken ben bütün gece ''neden gitmedim, keşke gitseydim...'' derim kendi kendime.O gün artık mutsuzumdur.
Ders çalışmam gerekir 3 gün boyunca bugün çalışacağım diye planlarım fakat o gün geldiğinde çalışamam, sonra geceleyin uyku girmez gözüme; ''neden çalışmadım,keşke çalışsaydım...'' derim kendi kendime.
Bu artık bende öyle bir rituel, öyle bir oluşulagelmişlik olmuş ki artık mücadele bile edemiyorum.Keyfim öyle mi istiyor, peki diyorum.Mutsuz mu olmam gerekiyor, tamam!
Bugün bazı arkadaşlarıma bahsettiğim hoşlandığım bir kız var, onunla vakit geçirebilirdim.Ama ben ne yaptım, eve gidiyorum deyip kaçtım...Şu an limon emmiş gibi ekşi suratım ve kırık bir kalple karşınızdayım.Ve öyle soru işaretleri varki kafamda;ya yaptığım bu mallık yüzünden kız beni silerse?
Çok merak ediyorum acaba bu dürtüleri nereden alıyorum.Bunu yapan beyin olamaz, hayatım boyunca zekamla övündüm ben.Kalpte olamaz, yani kalbin böyle mazoşist bir yaklaşım içinde davranacağını sanmıyorum.Kesin omurilik soğanıdır, cücüğüne çaktımın şeysi...
Beni anlıyor işte Radiohead.Yesterday i woke up sucking a lemon diyor.Bir nedeni var mı yok.Yapıyorsun ve oluyor.Bir nedeni olduğu için yapmıyorsun, sadece yapıyorsun.Alman lisesinde Creep dinleyip intahar eden çocuktan farkım intahar edersem daha fazla Ps3 oynayamacağımı bilmem.Şuan okkalı bir küfür çekmek, aynaları yumruklamak, karnıma bıçağı sokmak...
Özgür irade mi?Benimkini omurilik soğanı kontrol ediyor.Yardım edin bana, ama bunu yapmamalısın demeyin.Daha yaratıcı olun, belki de vurun azıma azıma...
Hani dünyayı değiştirecektim, hani kral olacaktım.DAHA ARZULARIMI KONTROL EDEMİYORUM...
26 Ocak 2009 Pazartesi
Sen Ya da Ben =)
Bana yaşama nedenim olan huzuru ver
Hayatımız başından başlayacağımız bir yolculuk
Bu hatıraların hepsini birlikte yaşadık
Hatırlayabiliyorum
Tanıştığımız ilk zamanı
Bana verdiğin duygularını asla unutmayacağım
Aşkımızın başladığı ilk andan itibaren biliyorum
Sonsuzluğa kadar sürdüreceğiz
Kötü zamanlarımıza rağmen
Birlikte ayakta kaldık
Geçirmek zorunda olduğumuz günleri böylece yaşadık
Uzakta olduğunda kalbimde yaşayacaksın
Konuştuğunu duyduğumda rüyalarımda göreceğim
Sonsuza kadar gerçek aşkınla yaşayacağım
Gün ışığı ve üstümüzdeki yıldızlarla...
Kötü zamanlarımız olduğunda birbirimize tutunduk
Geçirmek zorunda olduklarımızla yüzleşmek için
Uzakta olduğunda kalbimde yaşayacaksın
Konuştuğunu duyduğumda rüyalarımda göreceğim
Cenneti ara – orada olacağım
Yine kalbime yol gösteriyor olacağım
Yine yakarışlarımızı sürdürüyor olacağım
LOST LOVE
Sen sindir ya da O sundur. Bazen kendin gibi olmaktır, bazen onun istediği gibi olmaktır. çok çeşitli şekiller kazanır bu lanet şey:) karşılık alırsın veya almazsın orası bilinmez.. belkide aldığını sanırsın...
düşünmeye sürükler seni. hayatın tam ortasında bulursun kendini bide bakarsın hayatın tam köşesinde.. düşmek üzeresin sanki uçurumun kenarından.. şeklini sen verirsin. Aslında yok etmekde yaşatmakda sana bağlıdır.. .
doğrumudur , yanlış mıdır ? bilinmez , tartışılır: ama hiçbir zaman sonuç elde edilemez. Bazıları gerçek çıkar , bazıları sahte.. ama ilk başlarda herkez için aynıdır tabiki. sorsalar herşeyindir o senin ...
yoktur, soğursın , uzaklaşırsın kalsın istemem dersin.. melankolik takılmassın, duygusal yazılar okumassın.. başka yerlere eğilirsin. yaparsın , yaparsın yaparsın...
özlersin saat kaçta bilinmez. birden aklına gelir. onun yanında olmak istersin. çeşitli nesneler onu hatırlatır sana. en güzeli düşünmektir, onu düşünmek...:):)
not: üstteki bir şarkı sözüdür.. knou aşk olunca ancak bu kdr yazabiliorum=)
25 Ocak 2009 Pazar
Herşeyden Biraz..!! =)
23 Ocak 2009 Cuma
Rock Müzik
Rock Müzik tek başına yapılmaz.Sanatçı ismi olarak bir ad çıkarılabilir ama genellikle grupla yapılır.
Türkiye'deki Rock Müzige Katkısı Olan bazı gruplar;
MFÖ
Bulutsuzluk Özlemi
Şebnem Ferah
Teoman
Blue Blues Band
22 Ocak 2009 Perşembe
Beşiktaş Taraftarı Olmak

Etrafımdalar.Beşiktaşlılar onlar.Takımlarına diğer takım taraftarlarının hepsinden daha bağlılar.Biliyorum bunları.Ama gel gör ki takımlarıyla iftahar edemiyorlar bir türlü arkadaş.Bu insanlar deli gibi futbol aşığı olsalar da hiçbir futbol muhabbetine katılamazlar.Nasıl katılsınlar ki...Ne diyecekler, neyle kimle övünecekler...Bir de 8-0 var ki cabası.
Bakıyorum etrafıma boyunlarında bjk atkıları-ya da puşileri..Bu kadar bağlılar.Ama akşam ki bjk maçını izlemiyorlar.Kimi izlesinler Nobre'yi mi, Yusuff' u mu?Anadolu klüplerini 1-0 geçip de kasım kasım kasılamıyorlar tabi.Çünkü biliyorlar önemli maçlarda neler olacağını...Yazık tabi...
Birde demirören var...Takımın beyni olarak top saklama uzmanı Yusuf'u transfer etti.Schildenfeld i alıp, 3 ay yedek bekletip sattı.Sonra Sivok'u alıp Schildenfeld e 10 basar dedi :S.Bir de bunların Fenerbahce rezerv takımı olma durumları var.Ali Güneşler,Rüştüler...
''Beşiktaş taraftarı olsam ne yapardım?'' Bu soruyu sordunuz mu hiç kendinize.Hayır.Hiç düşünmeden kahkahalar atın dalga geçin onlarla. Allah hepinizi bildiği gibi yapsın.Pislik herifler...Ne var yani 8 tane gol yedilerse ne olmuş, dünya adını duydu, turizme katkısı oldu.Artık herkes Beşiktaş' ın İstanbul'da olduğunu biliyor.Ne var yani Metalist'e metres olduysa.Bu sayede dünya yeni takımlar tanıdı....(örnekler çoğaltılabilir)
Hemen dalga geçin ''........6-7-Babel-9-10........'' diye.Aferin size...Alkış tutuyorum...
HAYATIMIZIN SONUNA KADAR
"Yazabildiğiniz kadar çok yazın!! Parmaklarınız kırılana dek yazın, yazın!" bu söz modern kısa yazının babası olan Anton ÇEHOV' a aitti. Kendisi hep yazmıştı, hemde çok yazmıştı, böyle yaşamış, böyle çalışmıştı. Bir köylü bakkalcının oğluydu. Babası islaf etmiş, aceleyle kasabayı terketmek zorunda kalmıştı. Anton Çehov dışında tüm ailesini alıp çekip gitmişti. 16 yaşında kendi başının çaresine bakmak zorunda kalan Çehov, hayatta çok zorluklar çekmiş, çok şeyler öğrenmişti.
Üniversitede tıp okurken dönemin dergilerinde kısa yazı ve öykülerini yazmaya başladı. O kadar çok yazıyordu ki artık her konu hakkında birşeyler yazmaya başlamıştı. Bir arkadaşı Çehov' a nasıl yazdığını sorduğunda, Çehov gülerek elinin altındaki kültablasını alır ve kendisinden "Kültablası" başlığı altında bir hikaye istenirse ertesi sabah hazır olacağını söylemiş. O kadar çok yazan ve bundan da zevk alan bir yazardı Çehov. Hatta o kadar çok yazmak istiyordu ki kardeşlerine kendisine ne yazması hakkında konu verenlere 1 kopek(rus para birimi), hikayeyi baştan anlatanlara ise 2 kopek veriyordu.
İşte bende diyorum ki bizim de bu kadar istekli olmamız gerekiyor yazarken. Yazalım yazalım yazalım. Hayatımızın sonuna kadar, ucumuz bitene kadar, klavyemizin üzerinde harfler silinene kadar yazalım.
İŞTE BU BENİM İDOLUM
21 Ocak 2009 Çarşamba
Paylaşmak
Dediklerimi örnekler vererek kafanızda canlandırayım.Bir ülkede çiftçi olmazsa orada insanlar besin ihtiyaçları yüzünden çalışmaya başlarlar ve kendi asıl işlerini yerine getiremezler.Bir ülkede bilim adamı olmazsa insanlar yaşadıkları sorunlara bireysel çözümler getirmeye uğraşırlar.Bir ülkede doktor olmazsa mühendis kendine grip aşısı yapar, makine mühendisi kendiyle uğraştığı için terzi çamaşır makinesi yapmaya kalkar,terzi dikiş dikmediği için öğretmen dikiş diker vb.Bu örneklerde de gördüğünüz gibi bir meslek dalının eksikliği insanları bireysel çabalara itiyor.Böylece o görevini yerine getiremiyor, onun görevinde de açıklar oluyor.O göreve de bireysel çözümler geliyor.Bu sebeple bir insan kendine hem doktor,hem terzi,hem de hamal olabiliyor.Mükemmel insanlar!!
Buradan bir çıkarım yaptım.Her meslek birbirine bağlı olarak işliyordu.Sonra düşünürken farkettim sadece meslek değildi,her insan birbirine bağlıydı.''Komşu komşunun külüne muhtaç''. Buna da örnekler vereyim.Yan komşuyla bahçeyi ortaklaşa temizleriz,böylece artan bir zaman dilimi olur.İmece usulü dükkan açarız köylerimizde, böylece onun işini yüklenmemiş oluruz.Ya da yapardık mı deseydim, şimdi şehirli olduk.
Burada önemli nokta paylaşım.Paylaşım hem bize hem de karşı tarafa kazandırıyor.Bu olmasa meslek de olmaz zaten.Paylaşım,yardımlaşma...Bunların bir de manevi yönleri var.İnsanları birbirine bağlayan eşsiz araçlar.Bunlar sayesinde kafamız daha rahat, daha mutluyuz.Hatta aşk da bir paylaşım değil midir?Gerçi aşk her zaman yararlı birşey değil, acıtıyorda...
Paylaşan bir toplum düşünüyorum, tıkır tıkır işler.Herkesin ne yapacağı belli.Herkes herkesten yardım alıyor, herkes herkese yardım uzatıyor.Oysa bugün nereye gidiyoruz?Bireyciliğe...Kopuyoruz birbirimizden ve umarım birbirimize edemediğimiz yardım açığını bilgisayarlar doldurabilir.Yoksa daha çok işsizim,mutsuzum vb. nedenlerle intihar edenler çıkar...
20 Ocak 2009 Salı
Hoşgeldiniz Turgay Hocam
" Yobaz"lardan Esintiler...
İlk yazıma böyle başlamak istedim. Farklılık olcak ya.Peh! Neyse geliyorum asıl konuya.
Yaklaşık bi 15-20 gün kadar televizyon izleyemedim. Yazılılar , denemeler vs. sıkıntılı bir dönem geçirdim. O kadar aradan sonra televizyon izliyim dedim ki keşke izlemeseydim.Hangisinden başlasam acaba diye düşünüyorum da bir türlü karar veremiyorum…Neyse başlıyorum işte , meraka kapılmayın.
İlk kurban İbrahim Tatlıses.Yahu kardeşim şarkı ortasında “ Lebbeyk “ diye bağırmak nedir yav ? Ne diye “ Lebbeyk “ diyosun ? Neyin nesidir bu “ Lebbeyk “ ? Ne yani “ Ben şeytan taşlarken okunacak sureyi biliyorum ! “ demeye mi getiriyosun konuyu ? Dinim bütün mesajları mı veriyosun ? Ne yani amaç ne ?
Sıra ikinci kurbanda…Bu sıralar Kanal 7’de takıldım. Arkadaş o ne manyak bir programdır yav… Hoca var bir tane canlı yayında cenaze namazı kıldırıyor , abdest aldırıyor , yolculuk esnasında nasıl namaz kılınır onu gösteriyor. Bilmiyorum size normal gelebilir ama bana normal gelmiyor. Stüdyo’nun ortasında bir musalla taşı , üstünde ceset , yanında hoca , dilinde Tekbir.Obaaaa.Neymiş efendim cenaze namazının kılınışını gösteriyormuş…Sonra abdest almayı gösterdi.Stüdyoda namaz kıldı.2 tane sandalyeyi yan yana koydu.Araba yaptı.2 tane denek çağırdı.Onları yolcu yaptı.Arkadakine namaz kıldırdı.Komik geldi bana.Saygı göster falan diceksiniz şimdi niye gösteriyim ki ? Ben saygı gösterme makinesi miyim ? =D
Sıra geldi üçüncü kurbana.Bugün yine Kanal 7’de “ Nur Ertürk “ le bilmem ne bilmem neye rastladım. Baktım bi adamı yatırmışlar.Adam yarı çıplak.Adama yağla masaj yapıyolar. Lan dedim noluyo , nabıyolar adama ? Meğer adamın belinde fıtık varmış…Masajla fıtığı geçircekmiş falan filan… Sonra adamın başına masaj yaptı.Masaj yaparken ince bağırsak , mide falan dedi…Başına masaj yaptığın adamın nasıl ince bağırsağını çalıştırdın ? Ben şaştım kaldım birader…
Neyse bu seferlik yeter bu kadar.İlk yazım biraz saçma oldu ama olsun zamanla her şeyi öğreniriz dimi a dostlar ? =D
Dipnot: Da Poet’in “ Selam Dünyalı “ isimli albümünü indirmeyin , gidin satın alın…Ben indirdim , siz indirmeyin… Yazık adam o kadar para harcadı o albüm için…
Yeni yazılarda görüşmek üzere…Beni okuyun =D
EHEM
Pekru'dan ötürü özür dilerim
Gerçekten iğrenç şeyler yaptı ama sanmayın ki bu onun yanına kalacak bunun bir de çıkışı var çıkışta görüşürüz Pekru! İnsan nefret ettiğine yapmaz bunu oysaki pekru bunu arkadaşlarına yaptı.Bu da onun seviyesini açıkça gösteriyor tıpkı yaptığı saçma yorumlar gibi.
Bu yaşananlar sonrası umarım yöneticilerinizi baskıcı, zorba vb. nitelendirmezsiniz.Yanda uyulması gerektiğini düşündüğüm bazı şeyleri yazdım fakat art niyet sezilmediği sürece sonuna dek hoş görülüyüz.Hiç önemli değil bazen hepimiz hata yaparız ki hata olup olmadığını da tartışırız birlikte karar veririz, site hepimizin sitesi :D.
Edebiyatla kalın...
Başlık Bulamıyorm..

soğuk bir taşa dokunuyor ellerim o an aşkı yakalıyorum . içimde sıcak bir duygu kıpırdıyor onunle birlikte bir sürü kara leke. bir halıyı odanın içine silkelemek gibi halıyı temizlemek uğruna btün pisliği odaya yayıyorum. suyla temizlemeye çalışıyorum her tarafı çamura buluyorum. ve ellerimi çekmem bir oluyor manzarıyı fark etmemle.ellerimin kanadığını görüyorum. ve boş kalan duvarımı kırmızıya boyuyorum odamın kapısını kitleyip çıkıyorum bütün sihirli kelimelerimi içerde bırakarak.
Yazamıyorum..! her harfle yaralarımın kabuklarını kaldırıyorum çürümeye yüz tutmuş vucudum artık eskisi kadar acımasada. ayaklarım bihaber kafamdan geçenlerden sürekli yürüyor nereye gittiğini bilmeden çıkmaz bir yola girişim daireler çiziyorum.
birden gözlerimi yeşilliklerin içinde açıyorum, gökyüzü mavi rüzgar hafif ve sıcak saçlarımı tarayıp esiyor. uzanıyorum hayat ağacımın gövdesine üzerimde beyaz bir elbise ve yalvarıyorum beni sabırla izleyen seyircilere artık beni bir avuç toprağa dönüştürsünler diye.
küçük bir çukuru layık gördüler bi kocaman yüreğime. içine yattığımda sonsuz bir huzurbuluyorum.ilk toprağı attılar üzerime ve o an herşey kararıyor veson sahnemde duvarda kalan tablo izini doldurabilecek şeyi buluyorum ""kendimi""
ya daha ilk denemem bunun içinn yorumlarıı fazla kötü yazmazsanız sevinirim =)
SOYKIRIM
Artık bu soykırıma bi son vermenin vakti geldi de geçmiyor. Birşeyler yapmak gerekiyor.
19 Ocak 2009 Pazartesi
Ay Işığımız
Herkes oradayken
Dağılan bulutlar ve içimizde sessizlik...
Kürek çektik;
Ay ışığında bir ziyafetti yaldızlar
Kendilerini gösterdiler ve kayboldular,
Geriye kalan hafızalarda...
Esirdik o gece
Bıraktık kürekleri,
Karanlık fakat parlak
İçten...
Rüyalardan ayıramadık
İnanamadık...
Ay ışığına gidiyorduk,
Galiba özgürdük...
18 Ocak 2009 Pazar
AŞK..
Aşk başkası olmaktır.Aşık,kendinden ve özünden gelen özelliklerini inkar edip,yok sayıp sevgilinin özünü kabullenir.Geçmişinden süregelen alışkanlıklar bütününden vazgeçer.Sevgilinin yaşam kalıplarına girip kendini yeniden yapılandırır.O ne yapsa,neyi hoş görse, nereye gitse,hangi müziği dinlese onunla beraberdir...Sahte bir beraberlik değildir...Haz dolu bir kabullenme ve birlikteliktir.Anneler ortak,babalar bir yaşamlarının hareket yönü aynı olur...
Az oldu ama daha yayınlamaya devam edicem bu konu üzerinden....Yorum bekliyorum...
Babamda vitaminken
Beni gözler bile göremezken annemin karınında biyolojik ilk evremi tamamladım.Oluşuyodm lan işte xD9 ayın ilk zamanları biraz büyüdüm.Yaratık gbiydim.omurga belirginleşti sora kollar bakacklar derken Yiitcğn sureti belli oldu.Ultrasonda görüldü en küçük yiit.babamı o halde tahmin edebiliyorum.Neyse bi doğmuşum tam 4.700 gram(MAŞŞŞŞŞALLAH)Kim tahmin ederdi ki bu hale gelcğmi.Atletik vucudmla göz dolduruyorum :p
Anakucağı baba ocağı derken büyüdk biraz.Balkonlara çıkacak zamana gelmişim.Alltaki aygaz bayiinden almışım ilk sözlerimi xD ( AYYYGAZZZ) 6 yaşımda anaokulu.o zamanlardan sevmezdm okulu.Tek sevdğim yönü kızalrdı tabi ;) daha pantalon yırtma çağlarım o zmanlarda başladı
ilkokula dair ilk hatırladğm şey kavgalardı.Street Fighter sanıyodk kendimizi herbirimiz.Uçamayan tekmeler,dönemeyen yumruklar birbirine karışırdı.Ortaokula geldk çocuk dövmeye başladık.Uçuktuk kaçıktık ama çalışkandık sanki.Sonra teknolojiyle tanıştık.Bilgisayara ait ilk gördüğüm şey monitör ve üzerindeki Counter-Strike efsanesi xD
Bilgisayar oyunları gibi bizde değiştik.Daha bi ağırbaşlı olduk(GOLGİ HARİÇ).Ergenlikle gelen değişmler bizide vurmuştu.Kavgayı bırakıp kızlara yöneldik.Ne de olsa artık Counter o kadar revaçta değil ;)
Neden bunu yazğmı bilmiyorum ama yazasım geldi.İsteyen okur zevk alır.istemeyen okur zevk almaz xD
Colin' den Bi Bölüm Yazayım Dedim
....................................................................................................................................................................
" Sana iyi haberlerim var Colin." dedi Lewis her zamanki gibi koltukta oturup yanındaki Colin'e.
" İyi mi? Ne gibi?" diye sordu Colin. Hiç meraklı görünmüyor gibiydi.
" Artık asanı kullanabilirsin." deyince Lewis, Colin hemen ayağa fırladı ve sevinç çığlıkları atmaya başladı. Biran aklının bir köşesinden oynamakta geldi ama bunu yapamayacağını biliyordu. Çok heyecanlı bir şekilde "Peki nasıl oldu bu? Daha dün izin vermiyordun." diye sordu. Derin derin nefes almaya başlamıştı.
" Akşam amcanla konuştum. Sana kullanma izini vermediğini duyunca küplere bindi. İzin vermemi istedi. Bende birşey diyemedim."
" Amcamı seviyorum yaw, aynı kandan olduğumuz nerden belli."
" Asanı sakın ola dışarı çıkarma Colin. Okula götürme. Bak bunları da amcan söyledi ona göre."
" Tamam önemli değil oralar. Zaten okula neden götüreyim ki. Ben işimi odamda da görürüm. Ama birşey soracağım. Geçen sefer denediğimde başaramamıştım, neden?"
" Seni rüyalarında daha dikkatli olduğunu sanıyordum Colin. Buraya eğlence için geldiğini tekrardan bildirmek isterim. Burdaki amacın sihire ön hazırlık yapman. Yani burada eğitim için bulunuyorsun." Colin bu laflardan sonra mahcup olmuşa benziyordu. " Ama yine de söylüyorum. Asanı kürene dokundurup GİBSİLES diyeceksin. Ama senin ilk dokunduruşun olduğu için biraz uzun tutman gerekecek." Colin başını evet anlamında salladı.
" Hadi bakalım Colin kolay gelsin."
....................................................................................................................................................................
Colin uyanmıştı. Dolabının üstündeki saatine baktı. Okul vaktiydi, ayağa kalktı ve üstünü giyinip aşağı indi. Annesi her zamanki gibi kahvaltı hazırlıyordu. Karen masada oturmuş birşey yemiyordu. Dün dişini çekmişlerdi. Colin mutfağa girip selam verdi, günaydınlaştılar.
"Anneciğim bugün okula gitmesem olur mu? Sınavlar bitti, dersler boş geçer. Ben sadece karne günü gidip karnemi alsam da yeter." dedi ve annesinden gelebilecek cevabı bekliyordu.
" Sen bilirsin oğlum. Eğer dediğin gibi derslerin boşsa gitmenin bir anlamı yok." dedi. Colin beklediği cevabı almıştı. Şimdi odasına gidip asasıyla sihirler yapabilecekti eğer becerebilirse. Çok heyecanlıydı. Annesine çok teşekkür edip odasına doğru fırladı. Annesi ise arkasından;
" Oğlum bu ne acele. Otur kahvaltını yap." Ama Colin iştahsızdı, daha sonra yapacaktı. Çıktı odasına ve girdi içeri. Yatağının yanındaki küçük komidine uzanıp en son çekmeceyi açtı. Evet oradaydı. Aldı eline. Kalbi küt küt atmaya başlamıştı bile. Küre de masanın üstündeydi. Daha önce bu küreyi sıradan bir süs olarak biliyordu. Fakat şimdi hayatını da değiştiren bu küreydi. Asasını aldı ve ona değdirdi. Hiçbirşey hissetmedi. Büyülü sözleri söylemeye koyuldu. "GİBSİLES" ......................
17 Ocak 2009 Cumartesi
No Surprises
Saykodelikliğin dibine vuran Radiohead parçasıdır.Herkese öneririm.Gerek akılda kalıcı melodisi gerekse buruk vokaliyle etkiler beni.Ama öyle melankolik intihar parçası da değildir..
Sabah uyanırsınız, sıcak yatağınızın altında kıvranmalar...Güzel bir sabahtır perdeleri açarsınız bembeyaz bir gökyüzü, belki de kar var..Sessiz, sakin, huzurlu...Şöminenin karşına geçip sıcak çikolata içmek gibi..Ama bu sakinlik lükstür size; yine işe gitmeli, kirli havayı solumalı ve yorucu bir günü üstünüzü değiştirip yatağa atarak bitirmelisiniz.Çünkü sistemde böle hayatta kalınıyor..
Bir hamsterdan ne farkımız var ki...Koşup duruyoruz deli gibi; daha hızlı, daha fazla..Tüm bu gürültü, bu sağlıksız yaşam, bu şişmiş kafalar, masada dirsek çürütmeler.Bunlar neden? Neden hayatta kalmak için hayatı berbat ediyoruz ki..Çünkü ortada yarış var rekabet var hep beraber mutsuz oluyoruz daha mutlu olabilmek için.Hep beraber anlaşıp bir paydos günü seçebilirsin fakat bugünleri de çılgın gibi çalışan bazı üstün zekalılar(!) olacak ve onlar seni geçmesin senin payından çalmasın diye mutsuz olacaksın hatta sende çalışacaksın...
Ve son 10 haftadır aynı hayatı yaşamış oluyorsun.O kadar monotonki...Hayatını niçin yaşıyordun mutlu olmak içinse üzgünüm ama bu hayat seni mutsuz ediyor arkadaş.
İşte şarkı bu sakin hayatı özleyen insanı anlatıyor.Belki de bu Thom' un kendisi.Şarkının lirikleri doğrudan üzgün adamın sözlerini içeriyor, son derece sade...Sürprize yer yok, açık ve net...Bembeyaz bir şarkı ve diğer radiohead şarkılarının aksine temposu ve katmanlı yapısıyla seni yormuyor.Music box ve gitar var sadece melodide...O kadar narin o kadar inceki, Thom'un sakin vokaliyle insana seraplar gösteriyor.
''Such a pretty house and such a pretty garden'' diyorum okulda, dersanede, yolda, heryerde.Yoruldum çünkü..Yorulduk çünkü.Hayat böyle yaşanmamalı...
Şarkının klibi de müthiş göndermelerle dolu aslında.Su tankının içinde boğulurken bile sakin ürkek bir yakarışdan öteye gidemiyor.Yüzünde hiçbir makyaj yok Thom'un tipsizliği apaçık ortada..Kendini bir salmışlık var.Ancak böyle belli ediyor acınacak halini, acınacak halimizi...
ŞİİR YARIŞMASI GELİYOR

Evvveeeet. Sitemizin ilk etkinliğini yayımlamaktan gurur duyuyorum. 6-13 Şubat arası şiir yarışması düzenlenecek. Şiirini yaz yayınla. Daha sonra oy birliği ile birinciyi belirleyelim. Belki ödül de veririz. Eğer sitemize üye değilde şiir yazdıysanız sizi de üye yaparız. Sıkmayın canınızı. Şimdiden hepimize başarılar. KOLAY GELSİN.
16 Ocak 2009 Cuma
İLK TENEFFÜS
"Sağol dostum. Nasıl gidiyor hayat? Bensiz pek farkı var mı?" der kısa boylu, göbeği dışarı taşmış, gözlüklü genç.
"Hiç sorma, sensiz de hayat çekilmiyor bea." diye geçiştirdi. Birlikte sınıfın kapısından içeri girerler.
O sırada en az beş kişi arkadaşları Doğuş' un üstüne çullanırlar. Selamlaşmalar, nasılsınlar denildikten sonra geri dönmesine sevinen Doğuş sırasına oturur. Anlaşılan sınıfında çok sevilen biriydi. Aslında okula gelmediği çok belliydi. Uzun süreden sonra üç beş günlük sessiz bir ders işleyerek kafayı dinlemişlerdi. Fakat artık eskiden olduğu gibi gürültülü, cinnet geçiren öğretmenler ve onların gürlemeleri geri dönmüştü.
O zamana kadar "dostum" deyip bağrına bastığı Burak, Doğuş'un sınıfa geri dönmesine en çok sevinen kişi gibi gözüküyordu. Uzunca konuşmalar, koyu sohbetler, şakalaşmalar, anılar daha ilk dersten başlamıştı.
İlk ders işte böyle bitmişti. Konuşmaya devam ediliyor. Bende oraya gittim. Her zamanki gibi konu futboldu. Dinlemeye koyuldum. Piyasaya yeni çıkmış menajerlik oyunundan bahsediliyordu. Eleştiriler, yorumlar, övmeler söz gelimi havada uçuyordu. Konuştuk ta konuştuk.
İkinci dersin boş olduğu haberi bizi havalara uçurmuş, çığlıklar attırmıştı. Hemen dışarı çıkıldı top oynamaya. En son ben indim bahçeye. Neden olduğunu anlamadım ama Doğuş' u beş, Burak' ı üç kişi tutuyordu.İkisi birbirlerine azgın bir boğa gibi saldıramaya çalışıyor,küfürler havada uçuşuyordu. Hemen olayı izlemeye koyuldum. Birbirlerini çok ağır küfürlerle ezmeye çalışıyorlardı. Doğuş kendisini tutan beş kişiden sıyrılarak karşısındaki en iyi arkadaşı olan (bu olaya kadar) Burak' a doğru tekmesi havada askıda kalmış bir şekilde uçtuğunu gördüm.... Geçmiş olsun. Evet geçmiş olsun Burak. Bu hissi kimse yaşamak istemezdi.....
Bende böyle birşey yazayım dedim.
Yararlı diye bildikleriniz...
Gelelim siyasetten, siyasi rejimlerden öyle fazla derinlere inmeden konunun mantığında...
Ben bu kitaptan da faydalanarak size demokrasiden bahsetmek istiyorum ama amacım demokrasiyi kötülemek değil...
Demokrasiyi açıklayalım: Kısaca eşitlik, kendi kendini yönetebilme kavramlarıyla bağdaştıralım çünkü herkes tarafından bilindik bir terim... Demokrasiyi NASIL BİLİRDİNİİİZ :D
Bu soruya 'iyi biliriz' deriz... Ben de derim, derdim... Aslında demokrasinin ve bütün siyasi rejimlerin ne iyi ne de kötü olduğunu öğrendim yani siyasete o kadar da inanmamaya başladım... Hele ki bulunduğumuz 21. yüzyılda... Şöyle ki:
Bir ülke demokrasik bir ülke olsun bu şekilde yönetilsin. X ve Y partilerimiz olsun... X partisi iyi; Y partisi kötü partimiz olsun... Bu ülkede demokrasi halkın yararına ise X partisi seçilmeli öyle değil mi? Kendi kötülüğünü isteyen bir halk saçmalık değil midir? Neyse... Y partisinin çeşitli yollarla (para, rüşvet, adam kayırma) medyayı elinde tuttuğunu düşünelim... İsterse halka X partisini kötü bir parti olarak tanıtabilir medya aracılığıyla... Bu çoook kolay bir OLAYdır... Ve bu kötü propagandanın ardından Y partisinin seçildiğini düşünelim ama bunu da halk demokrasi diye tabir ettiği yönetmle seçsin... Demokrasi?!?!?!?! Hani nerde? Hani insanların iyiliğini isterdi? Y partisi seçilince iyi mi oldu?
İşte kitabın bir kısmında bundan bahsediyor... Demokrasi kullananların niyetine göre iyi ya da kötüdür... İyi kullanılırsa güzel, kötü kullanılırsa berbat bir rejim ortaya çıkar.
Son olarak... Dikkatli olalım... Her duyduğumuza inanmayalım. Özgür düşünme yeteneğimizi kaybetmeyelim... Sorgulayalım... Köreltilmeyelim...
Yazıda kopukluklar varsa özür dilerim... =)
16.01.2009 - 22.42
Edebiyat Deyince
Edebiyat deyince aklıma şelaleler üzerinde dans eden kelimeler geliyor..Afrika çalgıları eşliğinde çaça yapan çıplak zenci kızlar geliyor..tek gözü yarı kör bi biçimde dehşet lirikleriyle thom baba geliyor..eşsiz diliyle ahmet hamdi geliyor...orhan veli geliyor istanbulu dinliyor.bir bebek şen kahkahalar atıyor ve büyüyor büyüyor büyüyor...
Aslında edebiyatın içimizde olduğunu düşünüyorum.tamam özel yetenekleri yadsımıyorum ama olay orada değil bence bu adamları çevreleri, yaşadıkları herhangi bir kalemden ayırıyor...Nazım Hikmet'i memleket kargaşası diğer şairlerden ayrı yere koyuyor..Tevfik Fikret döneminin fikir kapalılığına karşı bir savaş güdüyor.
Belki de bizler de buradaki çabalar sayesinde bi yerlere geleceğiz.Kim bilir..Sizi bilmem ama ben kesin geleceğim abi...
Hep Beraber
Naber La
Tanıdığım olup, yüzüme kanka diyenler..abi beni felsefeden çalıştır diye yardım isteyenler..para sıkıntısı çekenler..çıldıranlar..radiohead i anlayamayanlar..vb vb ler..ilacınız bende..
tek yapmanız gereken şey 09003694532 yi aramak..yada buraya yazı yazmak..ne demiş büyüklerimiz..okumak iyidir ve fakkaet yazmak yürek işidir...
daha fazla saçmalamıycam buraya gelin edebiyat ın kollarından eserler verin enine boyuna tartışalım...lütfen