25 Mayıs 2009 Pazartesi

L' Albatros

Madem şiirden söz açıldı bir tane de benden gelsin. Baudelaire şiiri : 

sık sık, eğlenmek için, acımasız tayfalar
yakalar kanadından bu deniz kuşlarını,
ürkütücü sularda gemileri izleyen
yolcuların yıllardır dost arkadaşlarını.

gökten inen tasasız, bu utangaç krallar
güvertelerin üstüne kondukları zaman
geniş kanatlarını sofuca bırakırlar,
yorgun kürekler gibi, sular üstünde kayan.

sen ey kanatlı yolcu, bir zaman ne güzeldin!
bak gaganı dürtüyor hoyrat tayfanın biri,
ya öteki, bilir mi bu hale nasıl geldin,
topallayıp öykünüyor uçtuğun günleri.

ozan, ey bulutlardan toprağa sürgün ece,
oklara göğüs geren, dostu fırtınaların,
yuhlarlar yeryüzünde, seni de gündüz gece
uçmana engel olur ağır dev kanatların"

İlk kez ekşi sözlükten tanıdığım bu şiirin aktarılmasında herhangi bir emeğim yok. Tamamen copy-paste. Yine de paylaşımı sağladım.


24 Mayıs 2009 Pazar

Ölü Ozanlar Derneği'nden Bir Alıntı

Yarını düşlüyoruz ve yarın gelmiyor; 
Gerçekten istemediğimiz zaferler düşlüyoruz. 
Yeni gün çoktan geldiği halde, 
Yeni bir gün düşlüyoruz. 
Yapılması gereken savaşlardan kaçıyoruz. 

Çağrıyı duyuyoruz; ama hiç önemsemiyoruz; 
Gelecek henüz bir planken,o gelecek için ümitleniyoruz. 
Her gün kaçtığımız bilgeliği düşlüyoruz, 
Kurtuluş elimizdeyken,kurtarıcı için dua ediyoruz. 

Ve hala uyuyoruz. 
Ve hala uyuyoruz. 
Ve hala dua ediyoruz. 
Ve hala KORKUYORUZ...

8 Mayıs 2009 Cuma

DOĞADAKİ ALTIN ORAN

 Kainatta ki muhteşem dengenin farkında değiliz. Gözümüzün önünde yüzlerce mucize dururken gidip başka şeylere yönelmeye çalışıyoruz. Bu yazımda size sadece orta çağın en iyi matematikçisi olan Leonardo Fibonacci' nin farkettiği Altın Oran' dan bahsedeceğim. 

 1,1,2,3,5,8,13,21,34,55,89,144....

 Bu diziye baktığımız zaman onun basit bir kurala dayanarak oluşturulduğunu görebiliriz. Bu kuralı sözcüklerle ifade edersek; her sayı (ilk ikisi dışında) kendisinden önce gelen iki sayının toplamından oluşmuştur.

 Altın oran, doğada sayısız canlının ve cansızın şeklinde ve yapısında bulunan özel bir orandır. Altın oran, doğada, bir bütünün parçaları arasında gözlemlenen, yüzyıllarca sanat ve mimaride uygulanmış, uyum açısından en yetkin boyutları verdiği sanılan geometrik ve sayısal bir oran bağıntısıdır. Doğada birçok yerde rastlanır. En belirgin örneklerine insan vücudunu örnek verebiliriz. Platon'a göre kozmik fiziğin anahtarı bu orandır. Bu oranın sayısal değeri 1.618 dir. Bu yazımı insan vücudundaki bir Altın Oran bağıntısı ile pekiştireyim. 

 Vücudumuzun bir parçası olan kollarımızı dirsek iki bölüme ayırır. Kolumuzun üst bölümünün alt bölüme oranı altın oranı verceği gibi, kolumuzun tamamının üst bölüme oranı yine altın oranı verir: 1,618. Bu örnek sadece vücudumuzdan kollarımıza ait bakın size bir örnek daha da vereyim: parmaklarımız. Ellerimizdeki parmaklarla altın oranın ne alakası var diyebilirsiniz. Işte size alaka... Parmaklarınızın üst boğumunun alt boğuma oranı altın oranı vereceği gibi, parmağınızın tamamının üst boğuma oranı yine altın oranı verir:1,618. Bu örnek biraz kollarda ki örneğe benziyor. İnsan vücudunda bunlarla sınırlı değil bu orantı. Size basit bir örnek daha vereyim. Yüz yüksekliği/Yüz genişliği bize yine altın oranı 1,618 i verir. Buna benzer onlarca örnek verilebilir insan vücudundan. 

 Bu oranı kullanarak Leonardo Da Vinci ünlü çıplak erkeğini gösteren Vitruvius adamında da aynı oranlar mevcuttur. Bu resimdeki her ayrıntı Altın Oran' a göre çizilmiştir.
 Başka bir örnekle tamamlarsak, arı kovanlarında yaşayan dişi arıların sayısının erkek arıların sayısına bölündüğünde hep aynı sayı elde edilir. Yani 1,618. Hep 1,618 çıkıyor karşımıza. Bu içinde yaşadığımız evrenin ne kadar muhteşem yaratıldığını göstermektedir. 

Azad Karataş

5 Mayıs 2009 Salı

Ohh Beaaa Rahatladım

Evet bildiğiniz üzere bugün benim için uzun bir gün oldu. Okul tarihindeki en trajik olaylardan birini yaşadım. Ama üzerimde oynanan bu Ali Cengiz oyunlarının altında bana karşı duyulan o ezikliği de sezinlemedim değil hani. Bunca yıl ezikledim sizi ama ne oldu işte yazın yediğin hurmalar...

Geçin lan dalganızı. Hakkınız bu sizin. Hiçbir şey diyemem. Orada o kadar kişi Deniz nereye gitti ne oldu deyip sonra Deniz altına... dediğinde beni destekleyen Pekru' ya teşekkür ederim. Kötü gün dostu kavramınının 21.yüzyıl bireyci insanlarının bilmediği, anlamadığı birşey olduğunu düşünmüştüm, istisnam oldu. Sağ olsundur, kankamdır, kanka dediğin böyle olur(bu cümle ileri derecede önerme ve gönderme içermiştir).

Haa şimdi ne oldu? Ben yine aynı benim. Ne kokuyorum ne bişey. Üstüm başım mis gibi. Duşumu almışım pc mi açmışım. Yani daha ne diye yazan iletine benimle ilgili şeyler...Neyse! Siz enerjik gençler, anlamadığınız birşey var. Öyle bir rahatladım ki. Kuş gibiydim. O koku özellikle beni mest eden etmenlerin başında geliyordu. Bi an ne yedim içtimse hepsi gözümün önünden film şeridi gibi geçti. O iskenderler, o sahanda yumurtalar...Offf offf...O sadece poğaça yemiş Deniz'in başından geçenlerdi. Level atladım, yarın kuru fasulye yemiş Deniz'i gösterecem size. Bu sefer direk yanınızda hemide. Çünkü bunu hakettiniz....

Son olarak; bilmenizi isterim ki ben eski ben değilim. Ama yanlış anlamayın bi daha olsa yine yaparım....