21 Şubat 2009 Cumartesi

İnsanlar

Eskiden karakterler olduğunu düşünürdüm insanları birbirinden ayıran, eskiden dediğim çok da eski değil 1-2 gün öncesine kadar hep böyle düşündüm.Fakat artık olayların çok daha basit işlediğini düşünüyorum.Tıpkı age of empires gibi aslında herşey. Arzularımız var daha fazlasını daha fazlasını istiyor hep.Bu herkeste aynı, haa ne istediği kişiden kişiye değişir bu kısmı karakterdir tamam. Çevresinden görerek oluşturduğu da doğru karakteri. Ama değişmeyen hayvani bir şeylerde var, arzular. Ve yine çevresinden ne gördüyse insan(karakter) ona göre davranışı da değişiyor arzularını elde etmede.

Bu belki de Nietzsche' nin anlatmak istediği şeydi bize. Arzuların var, sen de hayvansın işte...Çevrenden görüp oluşturduğun karakter var, yine çevrenden görüp aşmayı beceremediğin ahlakın var...Ama aslında bunlar yoklar,hiçbiri seni frenlememeli...Evet Nietzsche buradan çıkmış olabilir, kabul...Tüm bu vicdan, insaniyet, hatta din yaşamın birikimleriyle oluşmuş ve doğar doğmaz sana enjekte edilmiş, bunları görüyoruz; öyle değil mi?

Dönelim arzulara. Arzu nedir bir tanım yapalım önce...Şahsın ya içten gelen bir dürtü ya da toplumun enjekte ettiği karakterin yansıması olarak herhangi maddi manevi bir şeyi istemesi.Dikkatinizi çektiyse elde etmekten bahsetmedim. Arzulanan şey illa elde edilecek bir şey olmak zorunda da değil. Nice enjekte yemiş beyin Bush' un ölmesini istedi...Kritiği istemek, arzulamak kısaca...Beni ilgilendiren nokta karakteristik arzular değil, çok daha basit ve hepimizi aynı türün bir familyası gösteren ''hayvani arzular''.Güç gibi, seks gibi, para gibi, kan gibi, annelik gibi...Aslında hemen hemen hepsi güç diyerek tek bir başlık altında incelenebilir. Üstün gelme, 1.olma...İşte kapitalizmin aslında basit bir hayvani dürtü olduğu gerçeği...Zirveye tırman, kimseyi tanıma, birinin kafasına basarak bir üste çık, sonra bir üste, sonra bir üste...Aynı zamanda yerini de korumalı, üstüne geçmelerine engel olmalısın.Burada genleriyle farkı açanlar, veya doğduğunda üst basamakların birinde olanlar(babası zengin gibi)  eşitliğin abesliğini de gözler önüne seriyor gibi...Hiçte kardeş kardeş geçinmiyoruz. Haa daha önceki yazımda da dediğim gibi her insan birbirine bağlı yaşıyor, işte bu yüzden güçlü bir çırpıda bütün güçsüzleri yok etmiyor.Onları kullanıyor, kanının son damlasına kadar ne var ne yok sömürüyor.Senden yüzde yüz kar sağlıyorlar. 

Tekrar dönelim nihilistlere...İşte içten gelen arzuların hükmettiği dünya hayatı böyle eşitsiz kıldı. İşte burada Darwin' ci bir yaklaşım, güçlüler türünü devam ettirir, güçsüzler sahneye veda eder diyor Nihilizm. Hayvansan bu da olmalı, ama bunlar doğru mu...İşte burada kabul edemiyor yıllarca sana dayatılan karakter ve bağırıyor, kükrüyor eşitlik diye, özgürlük diye. Adı bazen Fransız İhtilali bazen Kurtuluş Savaşı bazen de Küba devrimi oluyor. Farketmez, birlikten kuvvet doğar. Kanının son damlasına kadar sömürülüp öldüğünde ne yaptım lan ben hayatım boyunca kayda değer demektense kanının son damlasına kadar savaşıp öldüğünde olsun en azından denedim diyesi geliyor insanın. İşte bunu diyorum size, dünya değişsin. Doktor olsan ne yazar 1 numaralı doktor olamadıktan sonra.Hep 1 numaranın eline bakacaksın.1 numaralar seni sömürmek için bir numaralar çevirecek aklın olmayacak, çünkü sen güçsüzsün, onlar kadar üstün değilsin ama aklın var birleşip bu acı duruma son verebilirsin. Çünkü sen hayvan değil insansın...

14 Şubat 2009 Cumartesi

HATIRALAR

Aklıma gelen geçmiş sahnelerde ..
Ağırlaşır hep kırık duygularım ..
Melankolikleşmiş sahte düşlerle ..
Dün gece karıştı yine uykularım ..

Asi kalbime buyruklar boşuna ..
Tırmanmak zor bu hayat yokuşuna ..
Her türlü pislik karışır kanıma ..
Yinede bakarım ben iki gözle yarına ..

Bunun suçlusu beni bu halde bırakan ..
O halde olmaz sözlerim sıradan ..
Beynime vuruyor etkisi sanırım ..
Babamdaki sigaranın uçan dumanının ..

Ruh rengim yine kötü yine kapkara ..
Kapanması çok zor bu büyük bi yara ..
Yapmalıyım kendimce adaletsiz bi kura ..
Kalbim geçmeli artık kâra ..

Ufuk Sadıkoğlu

13 Şubat 2009 Cuma

KARANFİL KUŞATMASI

Koşulsuz bir sözün güzelliğiyle düşledim seni
Dingin bir çağıltıyla akarken
Sahici aşkların büyüsünü çoğaltan
O eski zaman masalları gibi
Bir yeryüzü şarkısını
Kuşatılmış bir toplama kampında
Tutsaklığı reddederek
Hayatın anlamını sorgulayan
Küçük bir çocuğa söylemek gibi

Düşlemek özgürleşme isteğidir çoğu kez
Aramak ve anlamlandırmak
Ya da ıssız bir bozkır akşamında
Yalnızlığı bölüşmek yıldızlarla
Aykırı bir sevdadır bazen de
Gök yarılır
Deli ırmaklar gibi kabarır yüreğin
Toprağa cemre düşer
Ansızın sürgün verir binlerce karanfil
Bir çift güvercin havalanır gözlerinden
Telaşlı
Ürkek
Ve özgür
Gökyüzü sonsuza dek mavidir artık

Tutkulu bir sözün güzelliğiyle düşledim seni
Gün doğunca
Sokakları
Caddeleri kuşatan
Ekmeği dörde bölen
Dağlarda ateşler yakan
Açtığında kollarını
Dünyayı kucaklayan bir sözün güzelliğiyle

Koşulsuz bir sevgiyle yaşıyorum şimdi seni
Öylesine çoğaltıcı ki sevmek
Kalpsiz bir zamana inat
Sonsuz bir sevince dönüşüyor yaşamak
Ve öylesine aydınlık ki
Çözülüyor bütün bilinmezlikler
Karşılıksız bıraksa da yüzünü
Kayıp bir kuşağın hüznü
Sevebildikçe
Ulaşılmaz değildir hiçbir yürek

TURGAY ÇİMEN

Neler Oluyor Bize...

Blog son günlerde iyice durgunlaştı, ilk zamanlar ki hareketlilik yerini sessizliğe bıraktı.Bunun nedeni ne olabilir, ve düzelmesi için neler yapmalıyız diye sorarım size arkadaşlar.Yorumlarınızı bekliyorum...

9 Şubat 2009 Pazartesi

Hayal Ettim Birden (Benimle Gel)

Havaalanına iniyorsun, yaklaşık iki saat süren yolculuğunun ardından bir anda tenine temas ediyor soğuk hava.Çarpılıyorsun ama hoşuna da gidiyor.Bavulunu alıyor ve insanlardan uzağa gidiyorsun.Seni götüren tek şeyse arzu...



Vardığın yer kafkas dağlarına has bir çimen denizi oluyor, tüylerini diken diken eden rüzgarı dinliyorsun, sana varlığını haykırıyor.Biraz yukarılarda bir sis yığının ardında daha yalçın, daha yeşil bir tepe görünüyor.Kendini zorluyor ve sisleri aşıyorsun, fakat ister istemez yorgunluğa yenik düşüyorsun.İnanılmaz bir manzarayı farkediyorsun o anda.



Biliyorsun buraya aitsin; görmedin, sadece biliyorsun.İşlenmiş nasıl olmuşsa içine.O an aklına geliyor buraların gördüğü vahşet, o an sanki tabiat sana içinde barındırdığı acıyı fısıldıyor.Gördüğün dağların arkasında cephe edinmiş silah tutan soğuktan yanakları al al olmuş çocuğu hatırlıyorsun.



Oysa heryer ne kadar da sakin.Hiç duymaz mı diyorsun kuşlar bu çığlıkları, hiç hissetmez mi ağaçlar kirli ellerle silinmiş göz yaşlarını.Kapanınca gözler, konunca eller kulaklara, durur mu akan kan...



Keyfin kaçıyor, enerjini toplayıp geri dönüyorsun.Gözlerin kapalı, eller kulaklarda...