24 Haziran 2009 Çarşamba

Last Flowers

Henüz tamamlanmamış gitarlı halini duyduğumda sevmiştim bu parçayı.Thomas 'ım, Edward 'ım, biricik Thom 'umun dolma parmakları ve naif sesiyle "duygu yüklü"idi. In Rainbows 'taki en büyük beklentimdi. Tabii o zamanlar Last Flowers Till The Hospital adıyla anılan bu live kayıt büyük eksikler içeriyordu ama duygu aynı duyguydu.

Gelgelelim In Rainbows çıktı fakat Thomas fake atmıştı bana. İçinde Last Flowers yoktu. Disc 2 adı verilen bir toplama albüm (evet şahsi kanaatim bu yöndedir) içinde yer alana kadar biraz buruktum. Parçanın bu kadar müthiş bir düzenlemeyle bu kadar farklı bir noktaya geleceğini de düşünmüyordum. Disc 2 deki halinde gitarın yerini piyano almıştı, gitar yine vardı tabii arkadan müthiş rifflerle destekliyordu piyanoyu. Thom da yine müthişti, yine çok fazla, çok parlak, çok güçlü...

Parça bende enzim etkisi yaratmıştı fakat fani aklım onu unutmaya yüz tuttu. Ne kadar öldürücü potansiyeli olduğunu unutmuştum, atıştırmalık Radiohead parçaları arasına koymuştum onu istemeden. Ama o bekledi, bekledi ve beni en zayıf anımda yakalamasını bildi. Çok çakal biri gerçekten...

Kabus gördüm bugün. Ve her kabus gören insan gibi düşünerek uyandım. Hayatımdaki yerini sorguladım, evirdim çevirdim derken-relieefff...Bir anda kabusa soundtrack oluverdi. Epey bir dinleyeceğim bu kadar fazla olmasına rağmen...Şu sözümü unutmayın gençler, her Radiohead şarkısı canlı bir organizmadır.Taa şu zamanlarında bile öyleydi:

http://www.youtube.com/watch?v=OtVjjZDDIAs

13 Haziran 2009 Cumartesi

Kasın...


Kasın yazıları sonuna kadar, kasın...
Şiiri miiri özensiz de olsa, yazın...
Pazartesi alacağım akustik gitarın...
Akorduna kurban olayım ben, Ben...

sdlkfşskldfjsldfjlskdfj.

not/robben de iyi kasıyor haa. şu adama madrid kıyarsa var yaa...gistin intere onun dilinden bir mourinho anlıyor bir de ben, Ben...

9 Haziran 2009 Salı

Esin












Açın kapı pencereleri sonuna kadar
Esin rüzgarlar esin
Olabildiğince sert ve serin esin
Zaten bu durumdan beni bir sen kurtarırsın, bir de Sen

7 Haziran 2009 Pazar

Umutsuzluk

Sevmek mutluluk değil acı veren insana,
Ağlarsın,bağırırsın,kıvranırsın geçmez kurtulamazsın ondan...Atmak istersin ''zamanı değil'' dersin ama nafile...Kaplamıştır dört bir yanını, sarmıştır, kalbine demir atmıştır çıkaramazsın onu,
Amansızca yeniliverirsin,yapamassın hiçbir şey esir alır seni bir daha bırakmamacasına....


Sonra alışırsın ona. Ellerin,gözlerin,dudakların,hepsi eşlik eder birlik olurlar,
Aynı anda titrerler, aynı anda çarparlar aynı anda akarlar onun için.
Fakat onun karşısında gözlerle dudaklar bir olmaz, olamaz..
Haykırır sessizce gözler ama dudaklara dokülmeyince umutsuzluk kaplar o atesi.
Bağırmak istersin, söylemek istersin, tutkuyla bağlanmak istersin;
''Seviyorum be seni, aşığım sana'' demek istersin ama çıkmaz, çıkamaz o sözler ağır gelir dudaklara, kaldıramaz.


Hep onunla olmak istersin, onu bir an olsun görmek istersin;
Ama onu gördüğünde dayanamaz gözlerin indiriverir o yükü, yükler kalbine...
Taşı dayanamıyorum der sıkıştırıverir dudakları ama açılmaz, açılamaz dudaklar Allah'ın cezası kapanır o anda;
Sanki her zaman söylediği o değilmiş gibi,sanki ona dökeceği kelimeller farklıymış gibi.


Korkarsın. Kalbindeki demirin çıkmasından korkarsın,kötü bir şey söylemesinden korkarsın,
Ya öyle değilse, ya o beni sevmiyorsa dersin ağlarsın..
Gözler, sözleri boşaltır öylece tane tane...Aşk gizlidir o yaşlarda, umutsuzluk gizlidi, karamsarlık gizlidir...
Susarsın ama yine aglarsın dayanamazsın çünkü.Nasıl dayanasın, iki dudağın taşıyamadığını bir can nasıl taşısın... 


Sonra karar verirsin, tamam bu sefer çıkacak, bu sefer söyleyeceğim dersin, dikilirsin karşısına;
Gözler yine feryattadır ama dudaklar yine susar bir anda, söyleyemez.
İşte bu anda eller girer devreye tutar onun ellerini ve söylettirir ''seviyorum seni. aşığım sana''.
Artık zaman geçmemektedir, o birkaç saniye yıllar gibi gelir.
Bakar gözlerine o cevabı arar bir köşesinde fakat bulamaz hiç bi yerde onu göremez.
Yavaşça bırakır ellerini, gözlerini kalbine çeker, dudakları kitlenir, arkasını döner ve işkenceyle atar adımlarını,
Yıkılır dünyası başına, ağlar...Yine akar bütün düşünceleri gözlerinden,
Umutsuzluk akar, karamsarlık akar, aşk akar gözlerinden
Çıkarır demirini kalbinden
Aşkı kanar, gözleri kanar, dudakları kanar, elleri kanar,
Ama, ama en çokta kalbi kanar
Umutsuzca.....

6 Haziran 2009 Cumartesi

Çırılçıplak

Çırılçıplak uzanıyorum yatağımda
Üzerimi örten tek bir örtü bile yok
Soğuk hava esiyor pencerenin aralık kısmından
İşliyor bedenimin her zerresine

Yine seni düşünüyorum her gece olduğu gibi
Karanlık odamı aydınlatan ışık oluyorsun yastığımda
Gülüşün silinmiyor gözümün önünden
Sesin hala kulaklarımda

Yine seni görüyorum tatlı rüyamda
Gülmüyorsun bana, arkanı dönüp gidiyorsun
Uyanıyorum terler içinde gerçek dünyaya
Yine kabus olmuştu en tatlı rüyam

Sabah oluyor yine aklımdasın
İçimde beni kemirip duruyorsun
Bu işin sonucunun nereye varacağı belli
Acıya verir son, son vermek hayatıma

Örtmeyin üstümü bırakın çıplak kalsın
O beni böyle bırakmıştı, yaşamımdan yoksun
Serin hava esmeye devam etsin
Zaten tek tesellim o olmuştur hep benim

3 Haziran 2009 Çarşamba

ağaçı düşündü ırmak ( bilinç dışı aşk-3)

Eskiden yaptıkların hatırlayıp kahroluyordu ama ilerinin varlığından emin, umut doluydu. ırmak ağacın varlığını hiç sorgulamamıştı . Bunu yapmıcaktıda çünkü o sadece vardı bu kadarı yeterdi onun için onun varlığını hissetmişti . oturup ağacıyla konuşurdu ozanı anlatırdı anlattıkça da yaptıklarını sorgular olmuştu. yaptıklarıyla birlikte evrenide sorgulamaya başlamıştı çünkü ona göre yaptıklarının sebebi kozmik dengenin kalleşliğindendi. varlığı yokluğu biricikliği değili hiçi olasılığı ...bir çok seyi düşündü ve ağacına anlattı sanki yanında biri varmışçasına.
ozanı yanında hissederdi bazen o zaman susardı. ırmağa ağır gelen şeyler vardı hala. ağacına isim arıyordu çünkü bu ağaç onun için değerliydi ,düşünceleri bu ağaçla şekillenmişti, en bütük itiraflarını bu ağaç sayesinde kendine ispat etmişti, kalbi bu ağaç sayesinde aklını geçebilmişti. bu ağaç ırmağın kendina sorgulaması için vardı orda.
* * * * * * * * *

2 Haziran 2009 Salı

Öznel Olmayan Günlüğümden

      Ahh şu başım...Nasıl da zonkluyor bir bilseniz. Eve geliyorum üstümde bir gerginlik. Yorucu bir gün geçirmişim ama rahat rahat unutamıyorum. Yarını yine aynı okul gerginliği içinde geçireceğim, biliyorum ve bu beni daha çok geriyor. Üzerimdeki elbiselerin ağırlığını hissediyorum, sorumluluklarımın ağırlığını hissediyorum. 

      Almancam 33 ve Almancayı kurtarırsam büyük ihtimal teşekkür gelecek. Bir değeri var mı ne için geriyor beni...Annem ve babam mutlu olsun istiyorum, benden beklentileri olanlar(her ne kadar yeterli görmeyecek olsalar dahi) sevinsin istiyorum. Gelgelelim çalışmak yerine bloguma yazı yazıyorum. Beni çalıştıracak bir Azad olsa yanımda diye düşünüyorum. Düşünüyorum ve diyorum ki;

''Şimdi ben konuyu bilmediğim için çalışmamın bir anlamı yok, eğer konuyu bilsem bu sefer yine çalışmamın bir anlamı yok.''. Ama kendimi kandırıyorum tekrar yapabilirim aslında. Yapmıyorum. Tekrar yapmayı istiyor bir yanım, bir yanım FM ye girmek istiyor, bir yanım MyBrute oynamak, bir yanımsa uyumak. Yapmıyorum hiçbirini. Starsailor - Love is Here dinliyorum ve yazmaya devam ediyorum.

       Kendimi bildim bileli böyleyim zaten. Yaz tatiline girene kadar hep böyle gerginliğe ve kararsızlığa bürünüyorum. Yaz gelince de yalnızlık başlıyor. Okulu özlüyorum. Bu arada Azad yazıma yorum yaptı onu okuyorum. Maçlarına Mete' ye 0-2 veriyorum. Başım patlayacak. Neden mutlu olamıyorum ki, neden birazcık yüzüm gülse tokatı yemek zorundayım. Haddimi aşıyor ve (varsa) bir yaratıcının yarattığı bu dünyayı açıkça beğenmiyorum. İsyanım var zaten doğduğumdan beri de yani bu aldım verdim düzenine karşı neden ayakta duramıyoruz hiç anlamıyorum. Bana biri vurursa illa bende vuracağım. Vurmazsam bu sefer kendimin ve başkalarının gözünde küçülürüm. Vurmalıyım çünkü düzen bu. Azad bugün bana çok iyilik yaptı, kendimi ona karşı borçlu hissettim. Gittim kola ısmarladım ona, yapmak zorunda hissettim. Arkadaşlarım bana dostluklarını sundular, bende onlara dostluğumu sundum. Bana kötülükler yaptılar bende onlara yaptım. Ya da ben onlara kötülük yaptım ve onlarda bana yaptılar. Azad yanımdan gittiği zaman gerçekten yalnız kalıyorum. Kimseye yavşaklık edecek adam değilim, kimsenin yanına gitmiyorum. Ertan gelirse geliyor, o da çocuk bakıcısı değil ki sabah akşam benim yanıma gelsin...

      Ve başım bunları düşünmemle daha bir ağrıdı şimdi...Hoşlandığım birini görmemek için koridora, bahçeye çıkmıyorum. Gördüğüm yerde gözlerimi kaçırıyorum. Aptallaşmaktan korkuyorum. Eve gelip, hayallerimde yürütüyorum onu, elini tutuyorum, saçını okşuyorum...

       Neyse almancaya dönelim. Şimdi çalışmazsam bir daha çalışamayacağım bugün. Annemle tiyatroya gideceğiz. İlkokul gösterileri...Ne kendim katıldım, ne de katılanları sevdim. Önerme içerikli anlatmaları 7 yaşındayken de bayıyordu şimdi de...Sessizliğime boğuluyorum. Şuraya ayırdığım zamanda kitap okuyabilirdim, herhalde bir 20 sayfa okurdum. Ya da fm oynayabilirdim, 2 maç atardım kesin...

       Uykusuz ve efkarlıyım. Thom Yorke' a bir röportajında sormuşlar nasıl bu kadar duygulu şarkılar yapabiliyorsun diye, o da cevap olarak şarkılarını uykusuzken yazdığını söylemiş. Melankoli...Beni benden alan, beni ağlatan, beni uyutan...Ağlarken haz duyuyorum, tüylerim diken diken olurken, gözlerim yaşla dolarken bir yandan da "vayy aq" diyorum. Ciddi ciddi radiohead' in bana zarar verdiğini düşünüyorum. Önceden de böyle miydim; belki biraz ama bu değil. Fakat diğer yandan insanlara değer vermemi, onlara acımamı, onlara sarılmamı sağlayan tek şeyde radiohead. Gitarı elime aldığımda içimi titreten, bana bir müzisyen olma aşkını veren radiohead.

       Mutsuz olmam onların suçu değil ama. İnsan üzerindeki sorumluluklardan ötürü mutsuz olur. Yapmak zorunda olduğunda mutsuz olur. Kimisi bütün sorumluluklarını yerine getirirken kendini hala emekli maaşı kuyruğunda bulduğunda, kimisi hiçbir sorumluluğunu yerine getirmemenin endişesi, gerginliği ve son olarak iş işten geçtikten sonra pişmanlığında. Ama bir çok kez mutsuzluğumuzun gerçek nedenini düşünmeyiz. İçimiz dolduğunda neden demeyiz, sadece üzülürüz...Mutlu olduğumuz anları düşünelim. Kahkahaların ardındaki o sorumsuzluğu, o rahatlığı. Bir sürprizin hazırsızlığını, ve yarattığı şaşkınlığı...Ve başımın ağrıları. Omuzlarımdaki sorumluluklar...

        Ölümden korkuyorum. Acısından değil, umutsuzluğundan. Geri dönüşü olmamasından. Bilinemeyişinden korkuyorum, karanlıktan korkmak gibi. Pişman olmaktan korkuyorum, en kötüsüde hiçbir şey olmamaktan korkuyorum. Bedenimin Ganj nehrini ıslattığını, parçalara ayrıldığını, bir bitkiye besin olduğunu, bir hayvana su içindeki esans olduğunu, bir insanın midesini bulandırdığını, ruhumunsa yok olduğunu görmekten korkuyorum. Ve başım, offff nasıl ağrıyor bir bilseniz...

1 Haziran 2009 Pazartesi

Başlık Bulamadım :S

Saraylarda Sevişirdik
Birazı siyah, birazı kırmızı
En soğuğundan rüzgar eserdi
Birazı sapşal, gerisi buruk

Şimdi ne emdiğimiz limona değdi
Ne döktüğümüz göz yaşlarına
Ne ışıklar döküldü kendi göğümüzden
Ne de savurdu kendini ıssız kum fırtınalarına

Oysa ne kadar kolay inanmak
Bulutların yüceliğine
Ummaktı yaşam
Güneşin kudretine
Şimdi birazda bana, 
Birazda bana essin rüzgar
Ve koparsın beni bu bitmeyen azaptan
Götürsün beni sessizliğine...